 |
Benim adım sevdadır, sevgimle
varlığımı tamamlarım Kin tutarım düşmanlığa, ay, güneş ve denizle yaşarım
Söverim sevgisizlere, karınca dehlizlerinde yatarım Yine savaş, bir savaş daha heyhat, çaresizim,
ağlarım...
Seninle ben, ayrı odalarda düşeriz birbirimizin kollarına. Geceyi hasretimizle
ısıtır, tutarız sevincin kanatlarından arada bir. Aşka düşüp yataklardan kalkmamayı
isteyip ve sırf bu yüzden iniltilerle bakarız gelecek günlere. Saçının iki telini ensene düşürüp
gelirdin kıskançlığın düşünce içine. Yüreğindeki sancılar, ellerindeki nasırlar ve
dudaklarındaki çiylerle sulardın gönül bahçemi. Tedirgin kuşlar saatlerin yelkovanına tünediğinde
gözlerini dikerdin gözlerime. Gün utanır, gece tüm renkli elbiselerini giyer, özlemlerimiz kafeslerinden kurtulur, küçücük
sevinçlerden büyük yarınlar yaratırdık. Saçlarının ışık kıvrımlarından
nice resimler yapardım gözlerin önüne düştüğünde.Gelincikler ekip saçlarının tarlalarına duruşunun
heybetine kapılır giderdim. Gözlerim bizi birbirimize kilitleyecek anahtarları aradığında içimdeki
bütün korkuların nerelere gittiğini merak ederdim. Küçücük bir cırcır böceği öterdi arada bir yanıbaşımda
Sevince ve acıya direnişlere her öfkeli duruşumuzda yaşanmamış acıları da yaşayacağız
gülüm. Günü besleyen hüzün oldukça ve ay doğduğunda karanlıklar elbette ışıyacak. Düşün
ki her sevda acıları beler kucağında ve her sevdanın fotokopisinden izdüşümün süzülür. Yorgun
toprağıma bağdaş kurup oturmuşsan ve susmayı silmişsen lügâtından benim yörüngemde
nice geceler, nice günler göreceksin. Seni inciten ve seni ağlatan her şeye düşmanlığım başladığında,
yalan sevgilere sövgülere durduğumda bir yanım gündüz, bir yanım gece olarak kalacaktır. Çocukca bir
heves olsa da sana susuzluğum, şiirlerimin kilometrelerinde sereserpe uzanmayı dile benden. Alnımın
çizgileri ve yüreğimin çürümemiş köşelerinde dizelerimin hiç gün görmemiş yönlerini çıkar gün ışığına.
Göğü, yıldızları, ayı ve güneşi yaratan tanrı ise ve toprak ihanet etmemişse yaradanına,
sevdam ondandır sana. Vefalı yüreğinin giz dolu koridorlarında, uçuşan saçlarının defnelerinde
kaybolan bir ışık gibi öpüşlerim savrulduğunda, uzaklardan sesini duyarım. Öfkelerini hasretime
harmanlayıp içli bir türkü gibi içime dolar sesin, ruhumu ısıtır nefesin. Ellerinin zemherisini bahara
çevirip, yüreğinin aşılmaz koridorlarında koşasım gelir. Birazdan tanklar geçecek yurdumun
topraklarından. Masmavi göklerim siyaha bürünecek. Çocuklar çığlıklara karışıp gözyaşlarıyla
ıslatacaklar kurumuş, küflenmiş ekmekleri. Analar korkuyla meme verecekler hiçbirşeyden habersiz minik
yavrulara. Kuşlar havalanacaklar tünedikleri yerlerden birazdan. Korkuların olmadığı diyarlara kanat
açıp, barut ve kan kokan mekanlarını terkedecekler. Birazdan savaş haberleri duyulacak her yerden.
Çığlıklar göklere yükselecek ve mermiler iz sürecek boşluklarda. Belki de yüzlerce, binlerce beden veda
edecek bu anlaşılmaz yaşama. Birileri kazanacak, birileri kaybedecek. Kazananın hep kaybettiği, kaybedenin
bir hayâl olup gittiği bu anlaşılmaz devran böyle geçecek gülüm. Kiminin yüreği halâ sevdiğine kapalı,
kiminin vurulup düşerken adını sayıkladığı sevgili gibi sürecek bu garip öykü. Oralarda
kızılca kıyametler koparken, buralarda müzik ritimlerinde oyunlara duracak insanlar. Kahkahalar, çarpıklıklar
ve sistem karmaşası yine aynı kalacak anlayacağın. Sevgiler, sevdalar inadına büyürken, yaşam
çarkı zayıfları yine öğütecek un gibi. Mevlananın ve Yunus'un sözleri çiğnenecek, sevgisiz yürekler
çıkar hesapları içerisinde kalıplarını yeniden, yeniden dökecekler. Yürekler yangın yerlerinde
yeni denizler aradığında, öfkeler kınına girdiğinde daha anlamlı olacak bu yaşam.
Sevginin duraklarına geç kalan otobüsler yolcusuz tamamlayacaklar seferini. Sen yine de inadına sevmeye devam et.
Sevgisizlerin savaşı sürse de sevgililerin barışı hiç bitmeyecek. Yüreğindeki çiçekleri değiş
tokuş ederek şu garip hayatı. Bir gün elbette tüm yanlışlardan doğrular çıkacak ve tarih
hesap soracak yüreğinde sevgiyi taşıyamayanlardan.
|